Yapay Zekâ İşlerimizi Elinden mi Alacak?
Nehir Kayaalp
14 Eki 2025
Ünlü Antik Yunan filozofu Sokrates'in düşüncelerin yazıya dökülmesi fikrinden hiç hoşlanmadığını biliyor muydunuz? Platon; Phaidros adlı eserinde Sokrates, Thamus ve Theuth'un mitini anlatır. Buna göre, buluşların Mısırlı tanrısı Theuth en önemli icadı yazıyı Kral Thamus'a sunar. Theuth, yazının hafızayı ve bilgeliği kuvvetlendirecek bir nimet olduğuna inanır. Thamus ise buna o çok ünlü itirazını yapar: Yazı, öğrenenlerin ruhunda unutkanlık yapar. Ona göre yazılı kelimelere güvenenler, hafıza ve anlayışın içsel emeğini kaybedecek ve yalnızca bilginin bir görüntüsüne sahip olacaklardır. Sokrates'e göre ise yazı; hafızaya değil, hatırlamaya yardımcıdır. Gerçek bilgelik sunmaz, yalnızca onun bir yanılsamasını verir.
Bu ünlü mit bize gösteriyor ki insanlık her zaman yeni teknolojilere şüpheyle yaklaşmış, konfor alanını terk etmekten korkmuş ve bu teknolojilerin yalnızca insanlığı körelteceğini düşünmüştür. Oysa yazı olmasaydı insanlık nasıl böylesine gelişirdi? Galiba, sonunda Theuth haklı çıktı. Pek enteresandır ki, günümüz toplumunun yapay zekâya bakış açısı, aynı bu mitteki gibi, ikiye bölünmüş durumda. Peki biz kim olmalıyız: Theuth mu Sokrates mi?
Geçen hafta Legal Tech'in ne olduğunu konuşmuştuk, bu hafta ise bu teknolojilerin insan boyutuna odaklanacağız. Bir sabah ofise geldiniz ve yapay zekânın dilekçenizi sizden önce bitirdiğini ve sizden çok daha iyi yazdığını gördünüz, ne hissedersiniz? İşte bu soru, son zamanlarda hukukçuların aklını en çok kurcalayan sorulardan biri hâline gelmiş durumda. Juris Education'ın 2025 yılının Ağustos ayında yaptığı bir araştırmaya göre, her beş avukattan birinin kariyeriyle ilgili en büyük korkusu yapay zekânın, kendi yerini doldurmasıymış. Peki bu korkular ne kadar doğru?
YAPAY ZEKÂ: YARDIMCI MI RAKİP Mİ?
Günümüzde yapay zekânın hukuk sektöründe rakipten ziyade destekçi bir rol oynadığını söylemek pek mümkün. Çoğu avukat; belge inceleme, hukuki araştırma, sözleşme analizi ve özet çıkarma gibi rutin işlerde yapay zekâ araçlarından faydalanıyor. Örneğin, yapay zekâ tabanlı programlar binlerce sayfalık dokümanı dakikalar içinde tarayarak önemli noktaları tespit edebiliyor veya yüzlerce emsal kararı özetleyebiliyor. Bu otomasyon sayesinde, avukatlar mekanik işleri devredebilirken esas değer katan işleri kendileri yapmaya devam ediyor.
McKinsey Global Institute tarafından 2024 yılının Ekim ayında yapılan bir araştırmaya göre; günümüz teknolojisiyle, bir avukatın işlerinin yalnızca %23'ü otomasyona uygun. Yani işlerimizin önemli bir kısmı hâlâ insan muhakemesine ve yaratıcılığına bağlı durumda. Yapay zekâ otomasyonuyla tekrarlayan görevler hızlanıyor; araştırma yapmak, yazı yazmak, aradığınız konuya "cuk oturan" karar bulmak, sözleşme taslağı hazırlamak kolaylaşıyor fakat değerlendirme gerektiren konularda son sözü hâlâ insanlar veriyor. Özetle, bugünün yapay zekâ araçları hukukçular için akıllı birer asistan konumunda.
YOK OLMA DEĞİL YENİDEN ŞEKİLLENME
İnsanlık, tüm teknolojik yeniliklere, hayatın her alanında başlangıçta endişe ile yaklaştı ve sonrasında fark etti ki teknoloji, uzun vadede, yok edici değil dönüştürücü oldu. Hukuk dünyası daktilodan bilgisayara ve Word'e geçerken de benzer korkular yaşamadı mı? Nitekim hukuk sektörü, daktilodan kelime işlemcilere, kütüphanelerden çevrimiçi hukuk veritabanlarına geçiş yaparken verimliliği artıran teknolojilere hep kucak açtı; önemli olan, bu araçların mesleğin özündeki değerleri ortadan kaldırmamasıydı. Bugün yapay zekâ için de benzer bir süreç yaşanıyor: Görev tanımları ve günlük iş yapma şekli değişiyor ama meslek yok olmuyor.
Asıl önemli olan, dönüşüm sürecinde ortaya çıkmaya başlayan yeni roller ve beceriler olmaya başladı. Örneğin, hukuk bürolarında "Legal Tech" uzmanları, veri gizliliği veya yapay zekâ etiği danışmanları giderek önem kazanıyor. Hatta "prompt engineer" (yapay zekâya doğru komut verme uzmanı) diyebileceğimiz, yapay zekâ araçlarını etkin kullanarak doğru çıktıları alan hukukçulara ihtiyaç artıyor.
The Atlantic'e göre geleceğin hukukçu profilinde, teknik okuryazarlık ve inovasyon becerileri yüksek, değişime açık avukatlar yer alacak. Geçmişte daktilo kullanmayı reddeden bir avukat nasıl ki zamanla mesleğin gerisinde kaldıysa, bugünün avukatı da teknolojiye direnerek zamanla mesleğinin gerisinde kalacak. Harvard'da ekonomist olan David Deming'e göre hukuk sektörü değil, her sektör, yapay zekâ karşısında geri adım atanlar ile onu kucaklayanlar arasındaki farkla şekillenecek. Bu bir yok oluş değil, tam tersine mesleğin yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
GERÇEK TEHDİT YAPAY ZEKÂ DEĞİL
Sıklıkla söylenen bir söz var: AI avukatların yerini almayacak; fakat AI kullanan avukatlar, kullanmayanların yerini alacak. Asıl tehlike, yapay zekâdan ziyade gelişen teknolojiye ayak uyduramamak.
Bugün bir hukukçu için yapay zekâ okuryazarlığı lüks değil, mesleki bir zorunluluk halinde. Hatta, ABD'de Amerikan Barolar Birliği Mesleki Model Davranış Kuralları Madde 1.1 kapsamında yapay zekâ bilgisini avukatlık mesleki yeterliliğinin bir parçası olarak gören yaklaşımlar ortaya çıkmış durumda.
Yapay zekâ artık hukukçular için bir tercih olmaktan çıktı ve rekabetin merkezi haline geldi. Yapay zekâ destekli araçlar binlerce sayfalık dokümanı saatler yerine dakikalar içinde tarayabilirken, eski yöntemlere takılı kalan ekipler zaman ve emek israfıyla karşı karşıya kaldılar. Teknolojiye adapte olmayan ofisler sadece verimlilik sorunuyla değil, uzun vadede müvekkillerini kaybetme riskiyle de karşı karşıya kalıyorlar.
Yani yapay zekâ işleri elimizden almaktan ziyade alışkanlıklarımızı elimizden alıyor, eskiden beri süregelen iş yapma biçimlerini dönüştürüyor. Bu noktada biz hukukçulara düşen değişime direnmek yerine onu yönetmeyi öğrenmek. Yapay zekâdan korkmak yerine, onu kullanmayı, direksiyonu elimizde tutmayı öğrenmeliyiz. Değişime uyum sağlayamamak bugünün dünyasında yapay zekânın kendisinden çok daha büyük bir tehdit.
SONUÇ
Bütün bu tartışmaların sonucunda net olan şu ki: Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, insana özgü meziyetlerin önemi azalmıyor. Yapay zekâ bir avukatın hızını ve analitik kapasitesini yükseltebilir ancak empatinin, sezginin, vicdanın, ikna becerisinin ve yaratıcı düşüncenin yerine geçemez. Yüksek hacimli verileri işlemek, rutin belgeleri hazırlamak gibi işlerde yapay zekânın analitik hızı bize destek olurken, müzakere masasında pazarlık yapmak, bir davada strateji belirlemek gibi beceriler avukatların vazgeçilmez alanları olarak kalmaya devam edecek. Bir makinenin soğukluğunun erişemediği yerlereyse insan erişmeye devam edecek.
Özetle, AI işlerimizi elimizden almayacak; ancak o işi yapma biçimimizi değiştirecek. Unutmamak gerekir ki hukuk, özünde insan hikâyeleriyle ilgilidir. Bir davanın sonucunu belirleyen kanun maddeleri kadar insani faktörlerdir. Yapay zekâ analitik bir deha olabilir fakat bir müvekkilin güvenini ve hakimin takdirini kazanmak, adalete olan inancı beslemek, adil olanın ne olduğunu belirlemek hâlâ insanlığın omuzlarında. Bu nedenle geleceğe iyimser bakabiliriz: Yapay zekâ mesleğimizi yok etmeyecek, mesleğin icra edilişini değiştiren ve geliştiren bir araç olacak, yeter ki bizler bu aracın dümenini ustalıkla tutabilelim. İşte bu dümeni ustalıkla tutabilmenin başında yapay zekâ kullanırken müvekkil gizliliğinin korunması geliyor. Sahi, adeta bir kara kutu olan yapay zekâyı kullanırken gizliliği nasıl koruyacağız? Haftaya bu soruyu cevaplandırmak üzere, hoşçakalın!